11 Mart 1977. Buca Lisesi olağan günlerinden birini yaşıyor. Kapı önünde gazete ve bildiri dağıttıktan sonra evlerimize doğru dağılıyoruz. Oysa ilk köşede pusu kurulmuş bile.


CANER CANLI
Okuldan 100 metre ileride karşımda üç kişi ve başıma doğrultulan bir tabanca. Tetiğe dokunuyor ama silah sesi duyulmuyor, çünkü emniyet kilidi unutulmuş. O anda bir at arabası kasasına doğru kaçmaya çalışıyorum ama birkaç saniye içinde tabanca el değiştiriyor ve üç el ateş ediliyor. Kaçıncı olduğunu bilmiyorum ama bir merminin bel ile kalça arasına isabet ettiğini ve yaralandığımı ince bir sızıdan anlıyorum. Elimle ve mendilimle akan kanı engellemeye çalışıyorum. 18 yaşındayım ve o an kendimden çok sevdiklerimi düşünüyorum. Ne ben de ne de çevrede toplananlarda panik yok, sanki sıradan bir olay, bir öğrencinin yaralanması.
Yanıma bir mobilet yaklaşıyor, yabancı değil; hâlâ görüştüğüm bir akrabamız tesadüfen oradan geçiyormuş. Hastaneye onunla gitmemiz olası değil çünkü yeni pusular olabilir. “Taksi” diyorum, yakındaki taksi durağına gidelim. Bir süre sonra motorun zinciri atıyor ve yolda kalıyoruz. Yürüyerek durağa ulaşıyorum. Taksinin koltuğu kan olmasın diye sanki eğreti oturuyorum ve o zamanki adıyla SSK Buca Hastanesi’ne varıyorum.
Ben daha yoldayken evimize haber uçmuş bile: “Caner vuruldu.” Sedyedeyken karşımda babamın endişeli bakışlarıyla karşılaşıyorum. İlk tedavi acil serviste yapılıyor. Sonrasında cerrahi servisi, o zamanki adıyla hariciye servisi odasına alınıyorum. Annem kapıdan içeri giriyor; önce yattığım yerden sarılıyor, sonra yanında getirdiği ıslak tülbent ile yüzümü, ellerimi ve ayaklarımı siliyor, kalan kan izlerini temizlemeye çalışıyor. Canım annem yine sessiz, sakin ama duygu dolu. “Merak etme, iyisin,” diyor. Ben annemi, annem beni teselli ediyor; yaşamım boyunca hep böyle olmuştur. Böylece hastane günlerim başlamış oluyor; ne bilirdim o hastanenin sonraki yıllarda yaşamımda yapacağı etkileri.
Bir hafta sürdü tedavi ama mermi vücudumda kaldı çünkü idrar torbasına dayanmış; alınması riskli olabilirmiş. 19 Mart günü taburcu oldum.
20 Mart günü hem doğum hem de yaşama yeniden merhaba dememi kutlarken, babam bir konu hakkında konuşmak istediğini söyledi. Başka bir odaya geçtik ve hemen konuya girdi. Zaten en önemli özelliği lafı dolandırmadan söylemesiydi. Dün gibi aklımda yıllar önceki sözleri:
“Düşüncelerini değiştiremem ama benim paramla devrimcilik yapma.”
Yanıtım da kısa ve netti:
“Çalışmak istiyorum, birlikte araştıralım.”
11 Mart günü vurularak yattığım SSK Buca Hastanesi’nde, 21 Nisan 1977’de memur olarak göreve başladım. 1981’de Buca Eğitim’i bitirmeme karşın güvenlik soruşturması nedeniyle sekiz yıl atamam yapılmadı; ama sonuçta yaklaşık 11 yıl hastanede memur olarak çalıştım. 28 yıl öğretmenlik derken, babamın sözlerini hiç unutmadım; o gün ve sonraki günlerde bana en güzel yaşam derslerini veren babamı ve canım annemi saygı ve sevgiyle anıyorum.